26 Eylül 2017 Salı

BALIKÇININ YAŞAM ÖYKÜSÜ Adnan Bilek


BALIKÇININ YAŞAM ÖYKÜSÜ

ADNAN BİLEK


Hatırlarsanız,Milas-Bodrum arasında kalan…
Bölgenin en leziz balıklarının çıkarıldığı…
Madalya körfezi içerisinde…
Yeşilliklerle kaplı bir göl görünümde ki koy içinde kalan ve adına Boğaziçi Köyü denilen bir balıkçı köyünde yazlığım.
Henüz bakir bir bölge olduğundan… Sessizliğin ve yüksek oksijen oranının hâkim olduğu ortamı ile önem taşımakta köyümüz.
Sessizlik ortamını; Bodrumun o korkunç ve rahatsız edici gürültüsü ile mukayese ederek vurguluyorum.
Balık ihtiyacımı görmek için her sabah köy sahiline inerek, ağlardan henüz çıkarılan taze balıkları almak en büyük tutkum oldu burada!
Bu vesile ile, yaklaşık 20 civarında ki balıkçının hepsi ile de arkadaş oldum ve beni “gazeteci abileri” olarak tanımakta hepsi.
Köyde balıkçıların kurduğu bir “Balık kooperatifi” var ama; yönetime geçenlerin yanlış ve tutarsız tavırları sonucu gelişmemiş ve gelişmesi de çok zor!
O nedenle; birkaç balıkçı hariç hepsi de”kavaf” denilen aracılara balıklarını pazarlamaktalar ne yazık ki.

ZOR MESLEK BALIKÇILIK!
Elbette her mesleğin kendine has zorlukları vardır ama…
Balıkçıların ki bir başka!
Köyde çok sevdiğim, dürüst bir balıkçı delikanlı var.
Adı: Güngör Karakoyun.
Onun ağzından dinledim balıkçılığın serüvenini:
-Ben, ilkokulu bitirdikten sonra babam ve ağabeyim gibi atıldım bu mesleğe…
10 yaşımdan beri zaten içerisindeydim. Babamlara yardım amacı ile ağ temizlemeye başladım önceleri, çocukluğumu doğru dürüst yaşamadım diyebilirim!
Askerlik dönüşü babam, ağabeyime olduğu gibi bana da bir tekne satın alarak…
“hadi bakalım, kendi ekmeğini kendin kazan artık, geleceğin açık olsun, rastgele” dedi.
Malum, denizcilikte “rastgele” sözünün önemi ve anlamı çok geniştir.
Deniz; karanlık bir kutudur, ne zaman, ne yapacağı belli olmaz.
Bakarsın birdenbire kabarır, fırtına çıkabilir.
Balık denizin her noktasında aynı yoğunlukta bulunmaz, o noktayı bularak avın yoğun olması işin “rast gitmesi” anlamını taşır.
Teknenin getirisi ile evlendim, yuvamı kurdum, iki kızım ve eşimle mutlu bir yuvam var Allaha şükür.
Bir söz vardır; balıkçının eşi, kapı bekler… Çocukları baba hasreti çeker diye!
Bazı günler çocuklarımızın yüzünü göremediğimiz olur. Biz geldiğimizde veya gittiğimizde hep uyuyor olurlar.
Akşam saat 18 civarında ağ atmaya gideriz,1,5-2 saat sonra döneriz.
Sabah saat 04-05 arası, sıcacık yatağımızdan kalkar, giyinir tekrar yola koyuluruz ağ toplamak için.
Köye dönüşümüz 8.30-09 u bulur.
Ağ temizleme süreci en az 3.5-4 saat sürer.
Bazen dil avına çıktığımızda kışın 3-4 gün eve gelmediğimiz olur.
O dalga ve fırtınalarla olan boğuşmamız ayrı bir problem ve korku dolu anlar!
Para kazanıyor musunuz derseniz?
Bundan 15-20 yıl önce belki emeğimizin karşılığını alıyorduk ama; kaçak ve bilinçsiz avlanmalar sonucu denizlerde ki balık yoğunluğunun azalması nedeni ile ancak boğazımızı doyurabiliyoruz.
Mazotu indirimli almasak, onu da karşılayamayacağız inanın!
Devletin bu konuya neden ilgisiz kaldığını anlamıyoruz!
Trol ve trata ağları ile avlanmanın kesinlikle yasaklanması gerekir.
Aksi halde; çocuklarımızın balık olarak sadece kültür balığı ile beslenecek olma ihtimalinin söz konusu olacağını iddia ediyorum!
Balık avının yetersiz olması, fiyatlarının da yükselmesine ve…
Ekonomik koşulları uygun olmayan insanların bu önemli protein kaynağından yeterince yararlanamamasına yol açmaktadır.
Su ürünleri genel müdürlüğü yetkililerine çağrısını yeniliyor Güngör:
Lütfen sesimize kulak verin ve denizlerimizde ki balıkların geleceğini koruyun!!!! 

http://www.aydindenge.com.tr/yazi/adnan-bilek/20/09/2017/balikcinin-yasam-oykusu


26 Ağustos 2017 Cumartesi

BODRUM SEVGİ VE HOŞGÖRÜ KENTİDİR






            BODRUM SEVGİ VE HOŞGÖRÜ KENTİDİR




Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, Bodrum’un sevgi ve hoşgörüden beslenen bir barış kenti olduğunu, bu güzellikleri bozmaya da kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyledi.
Asırlardan bu yana birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış Bodrum, özellikle huzurdan ve barıştan yana olanların bir arada yaşadığı, dünyaca ünlü örnek bir destinasyon olarak adından söz ettirmeye devam ediyor. Geçmişten günümüze gelinceye dek Bodrum’un bu özelliklerini hep koruduğuna işaret eden Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, “Bodrum’un tarihine baktığımızda hep bir şey öne çıkar: İnsanları hep sevgiyle dolu, hoşgörü ve barış içerisinde yaşamıştır. Son yüzyılda da turizm ve sanatla birlikte adeta bir medeniyetler topluluğu halini almıştır. Bodrum’da farklı din, dil ve ırktan insanlar bir arada yaşarlar ve hayatı sevgi tohumlarını ekerek paylaşırlar. Son aylarda bölgemizde yaşanan bir kaç münferit olayın ise bu atmosferi bozmasına asla izin vermeyeceğiz. Bodrum’un bu güzelliklerini bozmaya çalışanlar bilsinler ki, amaçlarına ulaşamayacaklar” dedi.
Başkan Kocadon, emniyet güçlerinin yoğun çalışmalarının bu tür münferit olayların önüne geçeceğini de sözlerine ekleyerek Bodrum’un sahipsiz olmadığını hatırlattı. Ve Bodrum’un, Bodrum sevdalısı halkıyla bir bütün oluşturduğunu, gerek doğal güzellikleri gerek ise tarihi ve kültürel değerleriyle dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerinin göz bebeği olduğunu vurguladı. Kocadon, “Geçtiğimiz günlerde Türkbükü mahallemizde genç bir kardeşimizin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan talihsiz olayın ardından süreci yakından takip eden jandarma güçleri, olayı kısa sürede aydınlatmış ve failleri adli makamlara teslim etmiştir. Detaylı ve planlı bir çalışma sonucunda failleri yakalayarak adli mercilere teslim eden Bodrum İlçe Jandarma ekiplerine çok teşekkür ederim. Bodrum’un güvenliği için gece gündüz çalışan tüm emniyet güçlerimize, Bodrum’un ekonomisine katkı sağlayan ve bu tür olayların yaşanmaması için çaba harcayan işletmecilerimize de ayrıca teşekkür ederim.” şeklinde konuştu.
Bodrum’un huzurunu bozmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini tekrar hatırlatan Başkan Kocadon,”Bodrum, tüm olumsuzluklara rağmen her zaman dimdik ayakta kalarak ülkemize örnek olmuş, güçlü bir kenttir. Bu güç ise Bodrum’a gönül veren halkından ve Bodrum sevdalılarından gelir. Bodrum halkının kalbinde yeşerttiği bu büyük sevgi ve hoşgörü, Bodrum’u hep daha ileriye taşımış ve Bodrum’un ülkemizin ve dünyanın gündeminde kalmasını sağlamıştır. Bodrum’un rantını kullanıp ona zarar vermeye çalışanlar ve Bodrum’u yok sayanların karşısında bu sevgi ve hoşgörü galip gelecek. Bu sevgi ve bu hoşgörü, bölgemizi ve ülkemizi peyderpey kaplayacaktır” ifadelerini kullandı.

MEHMET KOCADON

15 Ağustos 2017 Salı

BODRUM ADI NEREDEN GELİYOR ?

                    BODRUM ADI NEREDEN GELİYOR ?




Bodrum’un isminin nereden geldiğini bilmem hiç merak ettiniz mi?
“Bodrum” kelimesinin kökeni hakkında yapılmış bir araştırma Prof. Dr. Tuncer Baykara’ya aittir ve Türk Tarih Kurumu Belleteni’nin 1981 Nisan’ında çıkan 178. Sayısında yayınlanmıştır.
Prof. Baykara, bu konuda iki kaynak verir: Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sini ve bazı eski ansiklopedileri...
“Bodrum” sözü, ansiklopedilere göre 1400’lü senelerin başında Şovalyeler’in yaptırdıkları kaleden gelmektedir. Şovalyeler kaleye mensup oldukları dinin büyüklerinden Aziz Petrus’un isminin Lâtincesi olan “Sanctum Petrum” adını vermişler ve “Petrum” sözü zamanla “Bodrum” olmuştur...
Ama, Evliya Çelebi’de bambaşka bir izah vardır: Çelebi, Seyahatnâme’sinin dokuzuncu cildinde “Bodrum”un “kâfir kalesi” olduğunu söyler!
Evliya’nın yazdıklarına göre, Bodrum’daki büyük kale daha önce Malta Şovalyeleri’ne aittir ve Kanunî Süleyman tarafından fethedilmiştir. Kâfirler, sonraları Türk kumandandan kalenin kuzeye bakan kapısının sol tarafındaki sahilde ufak bir bodrum inşa edebilmek için müsaade istemişler, çalılıkların çevirdiği yerde gizlice ufak bir kale yapmışlar, inşaat bitince çalıları ateşe vermişler ve yeni kale ortaya çıkmıştır. “Bodrum” adı, küçük bir bodrum inşa etme bahanesi ile ama sahtekârca yapılan işte bu “kâfir kalesi”nden gelmektedir!
Seyahatnâme’de Bodrum hakkında daha başka bilgiler de var ama sadece bu kadarını nakledeceğim. Evliya Çelebi’nin yazdıklarını merak ettiğiniz takdirde Seyit Ali Kahraman ile rahmetli Yücel Dağlı’nın yayınladıkları koskoca iki cildlik “Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin indeksinden“Bodrum”u bulur ve numaraları verilen sayfaları okuduğunuzda daha çok şey öğrenebilirsiniz...
Murat Bardakçı
HaberTürk
14 Ağustos 2017 Pazartesi

1 Temmuz 2017 Cumartesi

RESTORANLARIYLA BODRUM

Restoranlarıyla Bodrum Bodrum...
1 Temmuz 2017
İlk kez böyle bir şeye kalkıştık, Ramazan Bayramı tatili için Bodrum’a arabayla gittik. Bir daha tatilin başladığı arife günü yola çıkıp son günü de dönmek gibi bir hata yapacağımızı sanmıyorum.
Ama gidiş dönüş toplam 24 saat harcamamıza rağmen Bodrum’a gitmekten pişman olduğumu söyleyemem.
Bodrum gerçekten dünya standartlarında bir tatil cenneti, hem doğası, hem de tesisleriyle...
Restoranları, gastronomisi derseniz onlar da iyi fakat daha da iyi olacak derim.
Ne yediğine önem veren, soran sorgulayan, talep eden müşteriler, sorumlulukla, etik kurallar çerçevesinde hareket eden işletmeciler, şefler arttığı takdirde...

Ent Restaurant
Dört günlük Ramazan Bayramı tatili sırasında en büyük keşfim Yoldaş Sönmez’in Ent adlı restoranı oldu.
Açıldığı günden bu yana adını duyduğum ama bir türlü gitme fırsatı bulamadığım Ent tam bir şef restoranı.
Şef Yoldaş, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra ‘Beach Club’ açmış. Aile mesleği restorancılığa ilgisi, yemek pişirme sevgisi onu ‘dünyada neler olup bitiyor’u öğrenmeye yöneltmiş.
2009 yılında Toronto’ya gitmiş. Dört yıl boyunca aralarında Kanada’nın en iyi restoranı Auberge du Pommier’in olduğu pek çok restoranda çalışmış.
Türkiye’ye dönünce de Bodrum’da Kempinski Hotel Barbaros Bay’de ‘mutfak şefi’ olarak çalışmaya başlamış.
Daha sonra DO & CO’nun baş aşçılığını üstlenmiş.
2014 yılında en çok yapmak istediği şeyin bir restoran açmak, kendi mutfağını yaratmak olduğuna karar verip Bodrum’a dönmüş ve Ent’i açmış.

Ent ormanı arkasına almış, yeşillikler ortasında, 7 masalı rüya gibi bir restoran.
Kışın kapalı olsa da eylül serinliğinde, yağmurda masaların taşınacağı bir salonu da var, bir bölümü mutfak ve kiler olarak kullanılan, küçük bir çiftlik evinin içinde.
Yoldaş Sönmez sadece yerel ve mevsiminde malzemeler kullanarak yarattığı yemeklerden oluşan bir tadım menüsü hazırlamış.
İlk iki yıl sadece 6 ve 11 çeşitli iki menü sunmuş ama bu yıl ısrarlar üzerine bir alakart menü de yapmış.
Ent’in tüm menüsü hem çok yaratıcı, hem sıra dışı hem de lezzet çıtası yüksek. “Denemiş ama olmamış” diyeceğiniz bir tabak yok. Tüm yemekleri sadece şef Yoldaş ve eşi Elvan Hanım’ın servis etmesi, şefin sunduğu her tabağı anlatması da çıtayı yükseltiyor.
Eğer istenirse yemek-şarap eşleşmesi de yapılıyor.
Yeme-içme severlerin keşfetmesi, desteklemesi gerekli yerlerin başında geliyor Ent.
Fiyat-kalite dengesi de çok iyi. 6 çeşitli tadım menüsü 155, 11 çeşit tadım menüsü 220 ve vejetaryen menü
195 TL.

Soğan Sarmısak
Dile kolay tam 30 yıldır Gümüşlük’te denizin kıyısındaki taş evlerin önünde ve denizin kıyısına attıkları dört beş masada küçücük mutfaklarında pişirdikleri yemeklerini sunuyorlar. Zaten denizin kıyısında ayaklarım kumların içinde gün batımını seyrederken kendimi 1980’lere ışınlanmış hissettim.
Mekanın sahibi Sevinç Hanım kışları İsviçre’de öğretmenlik yapıp Türk yemekleri kursu verirken, yazları da Gümüşlük’teki evlerinde geçirirmiş. 1980’lerin sonunda annesi Hümeyra Hanım’la beraber evlerini restorana dönüştürmeye karar vermişler.
En sevdikleri ve iyi yaptıklarını düşündükleri yemeklerden bir menü hazırlamışlar.
Yemeklerin tümünde yörenin zeytinyağlarını kullanıyorlar. Başta bol soğan ve sarımsaklı imambayıldı ile köpoğlu olmak üzere tüm zeytinyağlı yemekler çok lezzetli.
Sevinç Hanım adaçaylı çipuranın mucidi annesini geçen yıl kaybetmiş. Onun elinden yemek isterdim. Belki de artık yetiştirme çipura yerine Sevinç Hanım’ın deniz balıklarıyla yeni özel bir çeşit yaratmasının vakti gelmiştir. Mesela Bodrum mandalinalı, bol soğanlı sarımsaklı barbunya ya da mercan neden olmasın?

Savra Bodrum
Bitez’de geçen yıl açılan mandalina bahçesi ortasında 15 odalı bir butik otelin aynı adlı restoranı Savra’ya öğle vakti uğradık. Soğuk başlangıçlardan ara sıcaklara, salatalardan ana yemeklere günümüz modern restoranlarının eğilimlerini yansıtan karma bir menüsü var.
Kavunlu prosciutto, ricottalı narlı salata, ızgara ahtapot gibi ne istediysek hepsinin malzemesi kaliteli ve lezzeti yerindeydi.
Otelinde kalınmasa bile akşamları bahçede düzenledikleri caz konserlerine gidildiğinde gönül rahatlığıyla yemek yenir.
Fiyat-kalite dengesi de başarılı sayılır.

Yalıkavak Zuma
Yalıkavak Palmarina’nın içindeki Zuma’nın önünü nedense bu yıl gündüzleri plaj olarak da kullanmaya başlamışlar. Kapısından girerken “giriş 60 lira ya da 200 lira harcamak zorundasınız” denince şaşırdık.
Sonra durum anlaşıldı. Sadece yemek yemeye giderseniz tabii böyle bir zorunluluk yok. Öğleden sonra 15.00-19.00 arası ‘havuz menüsü’ sunuyorlar.
Böyle uluslararası bir marinada Japon mutfağını en iyi deneyimleyecek Zuma gibi bir yerin olması da güzel.
Gündüz menüsünde fiyat kalite dengesi kullandıkları malzemeler göz önüne alındığında çok da
uçuk değil.

Balıkçı Sait
Sait’e yıllar önce Yalıkavak’taki küçük salaş yerinde gitmiştim. Onu kapatıp Palmarina’nın içine taşımışlar. O günlerde yediklerimi hatırlamıyorum ama meze, zeytinyağlı ve deniz ürünlerinden ne istediysek çok başarılıydı. Özellikle zeytinyağlı şevket-i bostan bana iki porsiyon yedirecek denli lezzetliydi.
Ancak Sait’te menü kartı olmaması büyük bir sorun. Menüyü istediğimde şaşırarak “Bizde menü yoktur efendim, biz cevap veririz, ne sorarsınız” demeleri görülmeye değerdi. “Hadi gittik buzdolabından mezeleri beğendik, balıkları seçtik, fiyatları nasıl öğreneceğiz” sorusuna garsonun cevabı da aynen şöyle oldu, “Yuvarlak olarak ben hepsini söylerim. Zaten adisyon fişinde de görürsünüz.”
Bu günlük balıklar için bir dereceye kadar anlaşılır ama diğer yemekler için kabul edilebilir bir durum değil. Menüde fiyatları görmek, hesap öderken sürprizle karşılaşmamak müşterinin en doğal hakkı. Umarım bu alışkanlıktan vazgeçerler.
Sait gecede 200-300 kişi ağırlıyormuş. Bu kadar insanın menü talep etmemesi, fiyatları önden görmek istememesi de ilginç!
Sait’te biz şaşırtan bir hesap ödemedik ancak menünün üzerinde bu denli ısrarla durmasaydık, balık yeseydik aynı hesap gelir miydi bilmiyorum. Bu arada porsiyonlar fiyatlar göz önüne alındığında biraz daha büyük olabilir


MÜGE AKGÜN
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/muge-akgun/restoranlariyla-bodrum-bodrum-40505507

3 Haziran 2017 Cumartesi

MİLAS GÜMÜŞKESEN ANITI





MİLAS GÜMÜŞKESEN ANITI

Milas Gümüşkesen mahallesinde yer alan bu muhteşem anıt Roma hakimiyetinin olduğu İS 160 -180 yılları arasında inşa edildi. Bu anıt mezarın yapımında kullanılan mermerlerin tamamını Sandra Dağındaki ocaklardan çıkartılıp buraya getirilen gri damarlı mermerler oluşturmuş. Mimari özellikleriyle dünyanın yedi harikasından birisi olan Bodrum ( Halikarnossos )’daki Mausoleionu’nun küçük bir kopyası olarak kabul edilir. 
Milas Gümüşkesen mahallesinde yer alan bu muhteşem anıt Roma hakimiyetinin olduğu İS 160 -180 yılları arasında inşa edildi. Bu anıt mezarın yapımında kullanılan mermerlerin tamamını Sandra Dağındaki ocaklardan çıkartılıp buraya getirilen gri damarlı mermerler oluşturmuş.
Mimari özellikleriyle dünyanın yedi harikasından birisi olan Bodrum ( Halikarnossos )’daki Mausoleionu’nun küçük bir kopyası olarak kabul edilir. Milas ( Mylase ) şehrinin nekropol alanında yaptırılmıştı. Anıtın şehrin zengin ailelerinden birisine veya önemli bir devlet yöneticisine ait bir anıt mezar olduğu düşünülüyor.
Gümüşkesen Anıtı gömülerin yapıldığı mezar odası, dinsel törenlerin yapıldığı sütunlu bölüm ve piramidal yüksek bir çatı katından oluşur.
Anıt iki basamakla çıkılan bir yükseltinin üzerindedir. Mezar odasının dışa açılan tek kapısı batı tarafındadır. O devirlerde mezar odasına kişilere ait özel eşyalarda bırakılırdı. Bunların günümüze ulaşmaması bu mezarın kaçak kazılar ile talan edildiğini düşündürüyor.
Odanın içerisinde çatı katının düzgün durmasını sağlayan dört sütun görülebilir. Anıtın en muhteşem bölümünü dik dörtgen mezar odasıyla bu odanın üstünü kapatan sütunların taşıdığı piramit gibi gittikçe daralan çatısı oluşturur. Çatısı mermer kabartmalarıyla şekillendirilmiş. Bitki ve geometrik şekiller içeren motifler anıt mezarı süslemenin yanı sıra o dönemdeki mermer işçiliğinin çok gelişmiş olduğunun bir kanıtı olarak kabul edilir. Alt katın duvarları düzgün kesilmiş blok mermerlerden inşa edilmiş. Duvar örgüsü yöreye ait motifleri barındırıyor. Mezar anıtının mermer işçiliğinin muhteşemliğini günümüzde de izlemek mümkün.
Anıtın tepesinde bulunduğu düşünülen büyük bir heykelin buluntuları günümüze ulaşamadı. Karia bölgesinde geleneksel mezar tipleri arasında yer alan Gümüşkesen Anıt Mezarının içerisinde mezarın sahibi ve ailesine ait heykellerinde yer aldığı düşünülmekte. Ancak çatı kısmındaki heykeller gibi bunlarında de nerede olduğu bilinmiyor. Milas’tan geçerken aynı adı taşıyan büyük bir parkın içerisinde tüm ihtişamıyla yükselen yaklaşık 2000 yıllık ‘Gümüşkesen Anıt Mezarını’ görmeyi ihmal etmeyin derim.
www.haberhurriyeti.com / Dr. CEM AYDEMİR

26 Nisan 2017 Çarşamba

Bodrum’un “Kireç Kokulu” Evleri Ziyaretçilerini Bekliyor

             Bodrum’un “Kireç Kokulu” Evleri Ziyaretçilerini Bekliyor

Zeytin, mandalina ve incir ağaçlarının gölgelerine sıralanan, kireçle kaplı Bodrum’un tarihi evleri, yıllara meydan okuyor. Bodrum’un tropik ağaç ve sarmaşıklarıyla kaplı dar sokaklarında görmenin mümkün olduğu kule, musandıralı ve sakız tipi Bodrum evleri, ilçeye gelen yerli ve yabancı turistleri etkisi altına alıyor. Tatil için Bodrum’a gelen turistler, bu evleri ziyaret edip fotoğraflarken, tatillerinin bir bölümünü de Bodrum evlerinde geçiriyorlar.Muğla’nın Bodrum ilçesi, yıllara meydan okuyan tahta kapılı, mavi pencereli, begonvil çiçekleriyle süslü kireç kokan asırlık bembeyaz evleriyle misafirlerini bekliyor.

Bitez sahilindeki evinde yaşamını sürdüren mimar Gürkan Güney, AA muhabirine, 50 yıla yakın süredir ilçede yaşadığını söyledi. Bodrum’da 45 yıl önce otel yapmak amacıyla bir arsa satın aldıklarını ifade eden Güney, şartların uygun olmaması nedeniyle, bu arsayı birçok kişinin yaşadığı meskene dönüştürdüklerini anlattı.Mimarlığın gelişmediği dönemlerde yapılan ve bazı uzmanlar tarafından da “mimarsız mimari” olarak değerlendirilen Bodrum evleri, 60 ila 80 santimetrelik duvarları dolayısıyla sağlamlığını ifade etmek için “kale gibi ev” yorumlarına neden oluyor. Geçmiş dönemlerde ev içerisine ısınmak ve yemek pişirmek için yapılan taştan örme ocaklar da Bodrum evlerine ayrı bir hava katıyor.
Bölgenin taş ve kule tipi evleriyle meşhur olduğunu belirten Güney, “İnsanlar bu evleri günlük yaşamlarını en iyi şekilde kullanabilmek için dizayn etmişler. Kule evlerin ikinci katlarında boşluğa açılan bir kapı vardır. Bu kapının yapılması, düşman saldırılarında ipi çekip kapının kapanarak evin daha korunaklı hale gelmesini sağlamak içindir.” dedi.
Kule evlerinin yapımının yaklaşık 200 yıl öncesine dayandığına işaret eden Güney, şöyle konuştu:
“Bodrum’un meşhur kule evlerinin yapım yılı 200 yıl öncesine dayanır. Bu evler, yöre taşlarıyla yapılmıştır. Bazı evlerde özel sarnıçlar vardır. Onlar da taşlardan yapılmıştır ve değişik bir mimarisi vardır. Bu sarnıçların amacı yağmurları toplamaktır. Çatıların düz olmasının sebebi de yağmur toplamasından kaynaklanıyor.”
Bodrum evlerini restore etmenin çok zor olduğuna işaret eden Güney, bu evlerin mimarisine sadık kalmak için yoğun çaba harcandığına dikkati çekti. Şimdiye kadar birçok Bodrum evini restoran ve kafeye dönüştürdüklerini belirten Güney, küçük bir bağ evini de lokanta olarak tasarladığını anlattı.
“Tek odalı taş evler turistlerin hoşlarına gidiyor”
Bodrum’daki evlerin artık modern bir mimariye dönüştürüldüğünü belirten Güney, şöyle konuştu:
“Ben artık Bodrum evlerinin modern hale dönüştürülmesine üzülüyorum. Yeni yapılan binaların neredeyse yüzde 90’ı modern binalar. Bu kültüre özel bir yer ayrılması gerekiyor. Burada ona gayret etmek gerekiyor. Turistler modern ev görmeye gelmiyor, tarih görmeye geliyor. Onun için tek odalı taş evler daha çok hoşlarına gidiyor. Modern mimariler de olacak tabii ama bunun farklı bölgelerde uygulanması gerekiyor.”
Güney, eski Bodrum evlerinin hava şartlarına uygun bir şekilde kalın duvarlarla çok sağlam bir şekilde yapıldığının altını çizdi. Evlerin 60-80 santim kalın duvarlarının olduğunu belirten Güney, “Bunlar Bodrum’un ‘kale’ gibi evleridir. O zamanların kalesi sayılır. Küçük mekanları çok işlevsel hale getirmişler.” dedi.
Bodrum’da doğup büyüyen 52 yaşındaki Seval Doğan da babasının yaklaşık 60 yıl önce yaptığı Bodrum evinde oturmanın kendisine huzur verdiğini dile getirdi. Güney, “İnsanları da bu evlerin doğallığı ve kireçle boyanması cezbediyor. Evimiz beton değil kiremit çatı. Eski evler kışın sıcak, yazın da serin olması için tasarlanmış.” dedi.
“Kireçle boyalı evlere akrep de gelmiyor”
Evinin doğal güzelliğini hiçbir zaman bozmayacağını vurgulayan Doğan, şöyle devam etti:
“Mavi ve beyaz kireçle boyanması nedeniyle bu evlere aynı zamanda akrep de gelmiyor. Sebebi de akrebin kireç kokusunu sevmemesi. Biz de bu şekilde devam ettiriyoruz. İçerisinde ve dışında hiçbir şekilde boya kullanmıyoruz, sadece kireçle boyanıyor. Burası rahmetli babam tarafından hayvanları koymak için yapılmış ama sonradan hayvancılık bitip turizmcilik başlayınca, eve dönüştürüldü. Annemle ve babamla burada çok güzel anılarımız var. Bu evi bu şekilde korumaya devam edeceğim. Özelliğini bozmayacağım.”
İlçeye gelen yerli ve yabancı turistlerin evine büyük ilgi gösterdiğini kaydeden Doğan, “Çinli bir çifti eve alıp onlara kahve ikram ettim. Eve girdiklerinde çok hoşlarına gitti. Mutfağımı da çok beğendiler. Bu yıl geldiklerinde yine ziyaret edeceklerini söylediler. Danimarka’dan gelen misafirlerimiz de var. Onlar da bize her yıl geliyorlar.” dedi.
Bodrum evine sahip Sebahat Birol da Bodrum’da doğup büyüyen biri olarak, Bodrum evlerinden vazgeçemediğini ifade etti. Bu evlerde yaşamanın çok güzel bir duygu olduğunu ve herkese nasip olmayacağını düşündüğünü belirten Birol, “Eski Bodrum resimlerini gördüğümde, hayran kalıyorum. Benim yaşadığım evde dört kuşak yaşamış. Eski Bodrum evlerinin özelliği kışın sıcak, yazın da serin olmasıdır, üzerileri toprak olduğu için. Şimdiki evler çok küçük.” diye konuştu.
Bodrum’un adını dünyaya duyuran kişinin “Halikarnas Balıkçısı” Cevat Şakir Kabaağaçlı olduğunu hatırlatan Birol, yaşadığı evi asla modern bir eve değişmeyeceğini kaydetti.
http://www.bodrumhaber.com/bodrumun-kirec-kokulu-evleri-ziyaretcilerini-bekliyor/#.WP7cSh_BZg8.twitter


12 Mart 2017 Pazar

SON SÜNGERCİ AKSONA MEHMET

                               Son süngerci



Son süngerci


Bodrum’un Çitlik köyünde 1950’de doğan Mehmet Baş, bilinen ismiyle Aksona Mehmet, 5 kuşak önce buraya yerleşmiş çiftçi bir ailenin çocuğu.
Çiftlik İlkokulu’nu bitirdikten sonra Milas Ortaokulu’na devam etmiş ama imkansızlıklar nedeniyle devam edemez. 13 yaşındayken kıyıda balık avlayan birinin maskesini takıp denizin dibine bakar. O bakış onun denizin gizemine bağlanması için yeter. Bu bağlanma kısa sürede tutkuya dönüşür. Artık kıyılarda dalış ona yetmez. Mayıs 1965’te ‘Engin Kardeşler’ adlı sünger teknesinde dalgıç olarak çalışmaya başlar. İlk dalışını Deli İbrahim Sığlığı’nda yapar. Ve denizin dibinden bir daha da kopamaz.
1974’te dünya süngerciliğinin merkezi Kalimnos’ta süngerci olarak çalışır. 1981’de ‘Şafak’ isimli süngerci teknesini satın alır ve ismini ‘Aksona’ olarak değiştirir. Aynı yılın mayısında 7 kişilik sünger ekibiyle kendi teknesinde ilk seferine çıkar. 1985’te İspanya’nın Mayorka Adası’nda yapılan dünya şampiyonasına, yine aynı yıl ve 1986’da çeşitli Avrupa ülkelerinde yarışlara katılır. Milli dalış takımıyla katıldığı bu turnuvalarda çeşitli dereceler alır. Yurt içinde katıldığı yarışmalarda da altı kez birinci olur. Aynı yıl neredeyse tüm Ege’de süngerlere hastalık bulaşmaya başlar. Bir süre sonra ekmek parasını çıkaramaz hale gelince başka işler yapmak zorunda kalır.
1987’de 12 metrelik tirhandili (yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum’a özgü dayanıklı ve zarif tekne) ile mavi yolculuk hizmeti vermeye başlar. 1998’de hayallerinin teknesine kavuşur. Artık tasarımını kendisinin yaptığı 18 metrelik tirhandili ‘Aksona Mancorna’ ile ‘Yelkenler fora’ deme mutluluğuna kavuşur. 2010’da eskiyi yad etmek ve onlara bir parça layık bir denizci olduğumu gösterebilmek için Akdeniz’e yelken açar. Kuzey Afrika’ya kadar gider. O zamandan bu yana da engin deneyimiyle mavi yolculuklarının ve dalış turizminin gözdesi olarak deniz dostlarına hizmet veriyor. Diyor ki: “Denizin gücü sonsuzdur. O, insana doğanın gücüne saygıyı, sonsuz enerjisinden yararlanmayı öğretir. Kim denizin dilinden anlar, kim onunla uyumlu yaşar, deniz de ona hayatın her türlü nimetini bağışlar. Denizin dibi öylesine büyülüdür ki, ne zaman dalsam, ‘Şu efsanelerdeki deniz kızları gerçek olsaydı da karaya hiç ayak basmasaydım’ derim.” Geçmişi bin 700 yıl evvele dayanan Bodrum süngerciliğinin yaşayan efsanesi, derin suların avcısı, Ege ve Akdeniz’de dalmadık deniz dibi bırakmayan, Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarında anlattığı ötelerin çocuklarından Aksona Mehmet, ‘Sıradışı’ hayatını Hürriyet EGE’yle paylaştı.
HAYAT FELSEFESİ
Yediğinden fazla üretip, yaşadığın toprakların ormanlarına, taşına toprağına, denizlerine gereken önemi verip saygı göstermek.
 OTOMOBİL
Kesinlikle korna çalmam
* İlk arabam 2001’de aldığım ikinci el Şahin’di. 2006’da satıp Toyota Corolla Station aldım. Hala da onu kullanıyorum. Bir araçtan beklentim öncelikle ülkemde üretilmesi. Ekonomik ve mütevazı olması. Trafikte çok dikkatli, insana ve tüm canlılara değer veren, kesinlikle korna çalmayan bir sürücüyüm.
BESLENME
Deniz ürünlerini tek geçerim
* Her sabah çok sıkı Akdeniz tipi kahvaltı ederim. Zeytinyağı, yeşillik, kekik ve pastırmasız yapamam. Çoğu kez öğle yemeğini pas geçerim. Akşamları genellikle hafif yemeye özen gösteririm. Özellikle işim gereği deniz üzerinde olduğumda balığı tek geçerim. Ara öğün olarak ara sıra kuru yemiş ve meyve atıştırırım. En çok taze yapılmış deniz ürünlerini severim. Kızartmadan ise uzak dururum. Deniz adamı olduğumdan olsa gerek mutfakla aramın her zaman iyi olduğunu söyleyebilirim. Çiğ balıktan yaptığım El Mancorna’da iddialıyım. Kakavya ve balıklı makarnam da ünlüdür.
 MEKAN
İletişim dili, temizlik ve kalite-fiyat dengesi önemli
* Pek dışarıda yemek yemem ama gittiğim zaman salaş yerleri ve aile işletmelerini tercih ederim. Bodrum’da Sakallı, Sünger Pizza, Musto, Bozcaada’da Koreli, Cunda’da Hop Cunda, Kos’ta Nik’in Yeri, Kalimnos’ta Stala, Sicilya’da Drikkys, Tunus’ta Torro’yu önerebilirim. Bir mekanda en çok personelin iletişim diline, temizliğe ve fiyata dikkat ederim.
 SPOR
Zıpkınla balık avlamada altı şampiyonluğum var
* İşim gereği 1965’te başladığım sünger avcılığından kalma dalış sevdalısıyım. Bol bol yüzerim, yelken yaparım. Denize açılamadığım zamanlarda ise her sabah egzersiz çalışırım. 1985-1986’da su altı zıpkınla balık avı yarışmalarında 6 kez Türkiye şampiyonu oldum. Haziran 1985’te İspanya’da yapılan dünya şampiyonasında milli takımdaydım. Futbol merakım hiç olmadı, onun için takım tutmam.
TATİL
Kendime yeni şeyler katma fırsatı
* Benim yaşam tarzım bir nevi tatil. Bu nedenle son birkaç yıla kadar tatil amaçlı tatil yapma fırsatı bulamadım. Tatil benim için başka dünyaları ve kültürleri daha yakından tanıyıp kendime yeni bir şeyler katmak anlamına geliyor.
 HOBİ
Deniz süngerleri biriktiriyorum
* Bağ bahçeyle uğraşmak, ağaç dikmek, bunların bakımlarını yapmak, açıkçası toprakla uğraşmak en büyük hobim. Bir de doğal deniz süngerleri biriktirmek.
KARİYER
Hayatımı derin maviliklere adadım
* İlkokul mezunuyum. Bütün hayatımı büyük bir aşkla tutulduğum derin maviliklere adadım. Yaşamım koca deryaların altında ve üstünde geçti, geçiyor. Kendimi bildim bileli hep denizin sonsuz ufuklarını ve derin maviliklerin gizemini merak edip buraya yöneldim. “Son Süngerci” adlı kitabım var. Yine aynı isimle belgeselim çekildi.
 GÜNE BAŞLANGIÇ
Pipo tüttürüp kahve içerim
* Akşamları genellikle 22.00-23.00 gibi yatarım. Sabahları kalkış saatim iş durumuma göre değişir. Tekneye gitmeden önce çok sevdiğim bir dostumla kahve ile pipo keyfi yaparım.
 MODA
Spor giyinmekten hoşlanırım
* Modayı takip etmem. Spor giyinmeyi severim. Koyu renkleri tercih ederim. Kıyafetlerimi genellikle eşim alır, bazen de kendim seçerim.
 SOSYAL MEDYA
Deniz ve dalışla ilgili paylaşımlarda bulunurum
* Teknolojiyle aram fena sayılmaz, uyum sağlamaya çalışırım. Facebook’ta da, Twitter’da da varım. Genellikle deniz ve dalışla ilgili fotoğraf paylaşır, insanlara sevgi dolu mesajlar vermeye çalışırım.
SEVİMLİ DOSTLAR
Bakamam diye beslemiyorum
* İşim gereği iyi bakamamaktan korktuğum için hayvan beslemiyorum.
 ASTROLOJİ
Mert, paylaşımcı, ortak akla inanan bir insanım
* Oğlak burcuyum. Astrolojiyi takip etmem. Mertlik, ortak akıl, paylaşımcılık bana uyan özellikleri. Vefasızlık, riyakarlık, 3 kuruşluk dünya malı için birilerinin önünde takla atmak ve biat etmek ise bana uymaz.
DENİZ
Sırtımdaki hırka ağzımdaki lokma
* Gerçek bir deniz adamı pusula gülünün merkezinde kendini gören, 360 derece etrafına bakmasını becerebilen, ufku açık ve geniş, olayları ona göre değerlendiren ve sakin düşünen adamdır. Gökler kararsa da, bulutlar sarsa da, kendisine güneşli bir açı bulabilen, rota çizebilen adamdır. İnsanı, doğayı hayatı seven adamdır. Bilgimi, tecrübemi, gücümü, enerjimi, sevgimi deniz verdi bana. Okulum deniz, evim deniz, sevgilim deniz, ekmeğim deniz, sırtımdaki hırka, ağzımdaki lokma, hayalim deniz, yaşamım deniz, her şeyim deniz benim. Deniz insanın kalbine bal doldurur.
 SÜNGER AVI
Meşakkatli ve çok zor bir iş
* Oldukça meşakkatli ve zor bir iş. Ancak aşkla yapılabilir. Denizin altının gizemi ve tutkusu dala dala ve ekmek parasını kazana kazana zamanla aşka dönüşür. Ben de bu aşk hala var. Ve vazgeçemem. Ama yeni nesil denizciler bu tutkuya kapılmıyorlar. Denizlerin altını pek de merak etmiyorlar. Hele sünger avcılığı akıllarına bile gelmiyor. Aslında dalış kendi nefsini terbiye etmektir. Daldın mı, bir başına kaldın demektir. Senden başka dost da, düşman da yoktur denizin içinde. Deniz kabul etmez nefsine hakim olamamaya.
 KİMDİR?
Adı ve soyadı: Mehmet Baş
Doğum yeri ve yılı: Bodrum, 1950
Eğitimi: İlkokul
İşi: Denizci
Burcu: Oğlak
Medeni durumu: Ev hanımı Şerife Baş’la evli. Fatih (yat kaptanı) ve Deniz’in (tekstil mühendisi) babası.

21 Şubat 2017 Salı

FLAMİNGOLARDAN GÖRSEL ŞOV


FLAMİNGOLARDAN GÖRSEL ŞOV
Milas-Bodrum karayolu üzerindeki koruma altında olan Tuzla Sulak Alanı'na aralık ayının başlarında gelmeye başlayan flamingolar gün batımında fotograf tutkunları için tablo gibi güzellikler ortaya koydu.

Milas'ın Boğaziçi Mahallesi sınırları içerisindeki Tuzla Sulak Alanı'na aralık ayı başından itibaren gelmeye başlayan flamingoların sayısının her geçen gün arttığı belirtildi. Boğaziçi ile Meşelik Mahalleleri arasında uçuşlar yapan ve besin açısından son derece zengin sulak alanda 80'e yakın kuş türü ile birlikte konaklayan flamingoların sulak alan üzerinde ve havada yaptıkları görsel şov görenleri hayran bıraktı.

Flamingolar, gün batımında kartpostalları aratmayacak manzarlar ortaya çıkarırken, fotoğraf tutkunları için de doğal bir fon oluşturdu. Yavru flamingoların annelerinin ardından koşup, uçmaya çalışmaları DHA muhabiri tarafından görüntülendi. Flamingoların soğuk hava koşulları nedeniyle kuzeyden ve genellikle Gediz Deltası'ndan Milas'a gelerek nisan ayı ortalarına kadar konakladıklarını belirten moda tasarımcısı, doğa ve kuş gözlemcisi 42 yaşındaki Hülya Wunderlich, şöyle dedi:

"Sulak alan flamingoların yavruları ile birlikte beslenme, hem de barınma açısından Bafa Gölü'nden sonra konakladıkları en doğal ortam. Bu nedenle güzellikleri ile hayran bırakan flamingoları görmek isteyenler çevre il ve ilçelerden hafta sonlarında Milas'a akın ederken, flamingoların sayısı da gün geçtikçe artıyor. Sulak alandaki filamingolanın sayısı 13 bini aştı" dedi.


Muhabir: Yaşar ANTER
http://www.kenttv.net/haber.php?id=37135#sthash.enyw0QG2.dpuf